birde bu cıktı: HİKİKOMORİ...
Odasından dışarı yemek yemek için bile çıkmayan, ömrünü bilgisayar başında geçirenlere Japonlar yeni bir isim verdi:Hikikomori..
Hikikomori'nin Belirtileri:
*Yapılacak işleri sürekli erteleme
*Gece uykularında bozukluk
*Hayattaki ilgi alanlarını daraltıp (asosyalleşip) evde yapabileceği şeylere yönelme
*Çevresine karşı ilgisizlik
*İnsan içine çıkmaktan kaçınmak
Bu özelliklerin sizde hangileri var?
Dünyanın en Zehirli 7 Canlısı ...








ayy bunlarda ne boyle
ben karınca gorsem kasınmaya baslarım huylanırım
bunlarla karsılasırsam kesın korkudan olurum...ama bırıncı benıde cok sasırttı..
tüm özleyenlere...
özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin
özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen
özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin
özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen
oruc aruoba
cocuklugumuzun kahramanı...

Eğitim ve öğretim hayatına ilk adımları attığımız o yıllarda aklımızda yer eden en renkli olaylardan birisidir Cin Ali. Çocuklara okumayı sevdirme adına yayınlanmış, belki de M.E.B’nin en isabetli kararlarından birisiydi bu kitaplar. Kare şeklinde, karton kaplı, büyük puntolarla yazılmış, çöp adamlı kahramanlara sahip güzel kitaplardı be onlar! 10-15 kitaplık bir seriydi Cin Ali Kitapları. Herbirinde başka bir macerası anlatılırdı Cin Ali’nin. Onları okurken farketmeden bi sürü yeni şey de öğrenmiyor değildik hani.
Cin Ali’nin bir koyunu vardı mesela, onu çok sever, eliyle beslerdi. Yani Cin Ali “hayvansever”di.
Cin Ali derslerine günü gününe çalışır, yazılılarından hep pekiyi alırdı. Hatta bazen yıldızlı 5 pekiyi!!! Yani Cin Ali “çalışkan”dı.
Cin Ali her yemekten sonra, yatmadan önce mutlaka dişlerini fırçalardı. Sütünü içmeyi de ihmal etmezdi. Yani Cin Ali “annesinin sözünü dinlerdi.”
Cin Ali lunaparklara gider, çarpışan arabalara, atlı karıncalara biner, arkadaşlarıyla eğlenirdi. Yani Cin Ali “sosyal”di.
Eeeee ne de olsa çocukluğumuzun en nadide kahramanıydı,
O Cin Ali’ydi!!!
+cin ali dayısına:
-bak dayı, topacım döndü! dedi.
dayısı da, cin ali'ye:
-aferin cin ali. topacın güzel döndü. kırbacı iyi vur, dedi.
şeklinde yaran diyologlara sahip kahraman ve hikayeleri.
Cin Ali serisi;
1-cin alinin topu
2-cin alinin atı
3-cin alinin topacı
4-karagözlü kuzusu
5-oyuncakları
6-okula başlıyor
7-okulda
8-çocuk bahçesinde
9-cin ali ve berber fil
10-cin ali kır gezisinde

kahvenin miss kokulu efsanesi...
Saman Sarisi' ndan
sen, mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren
melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne
mavi yosunlu akvaryumda yüzen kırmızı balığın
ne de
al çeperli elmanın
1961 yaz ortasındaki küba'nın resmini yapabilir misin?
çok şükür, çok şükür
bugünleri de gördüm
ölsem gam yemem gayrinin
resmini yapabilir misin üstad?
nazım hikmet
Barış
çocuğun gördüğü düştür barış,
annenin gördüğü düştür barış,
ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış;
gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir
gülümseme elinde yemiş dolu bir zembil ve
alnında ter tomurcukları,
pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi;
akşam üstü eve dönen babadır barış,
dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken
ağaçlar diktiğimizde
havan mermilerinin kazdığı çukurlara;
yangının kavurduğu yüreklerde
ilk tomurcuklarını açarken umut
ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek
yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir
barış…
barış yemek kokusudur tüten,
aksamlayın
arabanın yolda durmasının korkutmadığı,
kapı çalınmasının dost demek olduğu,
ve pencereyi saat başı açmanın renklerinin uzaktaki çanlarıyla
gözlerimizin bayram etmesini sağlayan
gökyüzü demek olduğu zamandır barış;
barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır,
uyanan çocuk önünde
başaklar birbirlerine eğilip işte ışık ışık ışık dedikleri
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır barış;
hapisaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman,
eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman
geceleyin,
cumartesi akşamları mahalle berberinden çıkan yeni tıraş olmuş
bir işçi gibi baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış;
geçmiş gün yitirilmiş bir gün olmadığı, sevinç yapraklarını akşamın içine salan bir kök ve kazanılmış bir gün hak edilen bir uyku olduğu zaman acıyı kovmak için zamanın dört bir bucağından güneşin hemen ayaklarını bağladığını duyduğun zamandır barış.......
barış ışınlar demetidir yaz ovalarında iyilik alfabesin tanın dizlerinde,
kardeşim dediğin yarın kuracağız dediğin zaman kuracağız dediğimizi kurunca
türkü çağırdığımız zamandır barış;
ölüm yüreklerde az yer kapladığı ve güvenli parmaklarla
mutluluğu gösterdigi zaman bacalar;
ikindi vaktinin büyük karanfilini
ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı zamandır barış;
insanların sıkışan elleridir barış,
dünyanın masasındaki ekmektir,
gülümsemesidir annenin
budur yalnızca
başka bir şey değildir barış
ve toprakta derin yarıklar açan sabahlar
tek bir sözcük yazarlar,
barış başka bir şey değil barış;
dizelerimin rayları üzerinde
buğday ve güller yüklenmiş geleceğe doğru yol alan bir trendir barış,
kardeşlerim barış içinde derin derin soluk alıyor tüm dünya bütün düşleriyle
verin ellerinizi kardeşlerim işte budur barış…..
yannis ritsos
ceviri: özdemir ince
http://akademisyen67.blogcu.com/ 'ın ev sahıblıgnı yaptıgı 11. siir etkinligi icin tesekkur ederim ev sahıbıne
bu guzel etkinlik ve güzel konu ''BARIS'' icin .
bence suan mılletce buna cok ıhtıyacımız var...
Lale Müldür - Kuzey Defterlerin'den
seninle bir istanbul kentinde karşılaşmıştık, istanbul...
sen o zamanlar konstantinopolis olduğunu henüz unutmuştun.
ben seni daha terketmemiştim...
terk etmek üzereydim...
geri dönüşün olmadığını, geriye dönülemeyeceğini henüz
bilmiyordum
karşıdan karşıya geçiyorduk.
ben tam o anda karar verdim.
yerleşiklik o an yitirildi.
gerisi sürekli gel-git artık...
dönmeye ve kaçmaya çalışarak hep.
oysa sana dönemiyorum işte, istanbul.
bütün dönüş biletlerimi saklıyordum,
biliyordun ama kabul etmiyordun.
dönüş yoktu, olamazdı, tıpkı gidişin olmadığı gibi.
ben hala o uzun kıvrılan yolda bekliyordum.
oradan ayrılmamıştım ki...
sonra, şimdi yatağımda, bütün gece yazmaktan
yorgun düşmüşken, kuzey rüzgarları buzdan
heykeller yontarken odada, kulaklarımda
"the long and winding road" dönerken
yavaşça, seni düşünüyorum...
uykuya dalar gibi olduğum bir an,
birşey görüyorum, sonradan hatırladığım...
belki bir yaz sabahı,
ılık otların üzerinde saatlerce kalındığı
bir ilkyaz sabahı belki,
yolun kenarında,
altından ince uzun bir suyun akıp gittiği
bir böğürtlen korusuna uzanıyorum...
ellerim böğürtlen rengi...
uyanıyor, anımsıyorum.
böğürtlen... dikencikler... akarsu...
seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.
LALE MÜLDÜR
Şiir etkinliği için Lale Mündür'ün sevdigim siirlerinden...
MAVİANNE'ye teşekkür ederim böylesine güzel bir konuda ev sahibligi yaptıgı icin...
« Önceki ::




